Asılsız İddialar

TÜRKİYE’DE ALTIN MADENCİLİĞİNE İLİŞKİN
İDDİALAR VE GERÇEKLER

1. Kaz Dağları Milli Parkında madencilik yapılıyor iddiası


Biga yarımadası yaklaşık 8140 km2 dir. Biga yarımadası içinde yer alan  Kaz Dağları ise yaklaşık 240 km2 olup, 1993 yılında milli park olarak  ilan edilmiştir. Milli parklarda Bakanlar Kurulu izni olmadan hiçbir faaliyete izin verilmez. Kaz Dağları Milli Parkında madencilik faaliyeti yapılmamaktadır.
Biga yarımadasında çok eskiden beri başta seramik hammaddeleri olmak üzere, kömür, çinko, kurşun, kuvars, feldispat,  bentonit, kil, kalsit, mermer vb pek çok madencilik faaliyetleri zaten yapılmaktadır.
 Son günlerde tartışma konusu yapılan altın arama faaliyetleri ise yeni başlatılmış faaliyetler olmayıp 15-20 yıldan beri sürdürülmektedir. Bölgede gerçekleştirilen  madencilik faaliyetleri Kaz Dağları Milli Park’ının dışındadır.
 
2. Siyanürle altın aranıyor iddiası

Dünyanın hiç bir yerinde maden  arama faaliyetlerinde siyanür kullanılmaz.
Siyanür altının üretimi aşamasında kullanılır.
Altının üretimi aşamasında  kullanılacak siyanür için    alınan önlemlerin çevre ve insan sağlığı açısından kabul edilebilirliği çevresel etki değerlendirme olumlu görüşü  ile belgelenmeden siyanürün kullanımına müsaade edilmez.

3. Kaz Dağları yok ediliyor kirletiliyor iddiası

8140 km2 lik Biga yarımadasında maden aramaları için çalışılan yer  sadece 2 km2 lik bir alandır. Bir başka ifade ile koskoca Biga yarımadasının  yaklaşık olarak  on binde 2 sinde madencilik yapılarak Kaz Dağları nasıl yok edilebilinir?
Bu tür bir yaklaşımın bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu izah etmeye gerek var mı?

Maden arama faaliyetleri sırasında toprağın kaldırılıp başka alanlara nakledilmesi veya kirletildiği iddiasında bulunanların, maden arama faaliyetlerinin nasıl yapıldığını hiç bilmediklerinin bir kanıtı olarak değerlendirilmesi gerekir.
Maden işletme faaliyetine başlanmadan önce işletme yapılacak yerde tarım toprağı varsa madenin kapatılması ve rehabilitasyonu sırasında tekrar kullanılmak üzere sıyrılarak uygun bir yerde  saklanır.
Üretim faaliyeti sırasında ise, içinde altın olmayan malzeme (pasa) başka bir alana taşınarak orada muhafaza edilir. Madencilik faaliyeti sona erdiğinde ise üzeri toprakla kapatılıp bitkilendirilerek tekrar doğanın bir parçası haline getirilir.
 İçinde altın olan kaya ise kırılarak seyreltilmiş siyanür çözeltisi ile işleme tabi tutulur. Bu şekillde içindeki altın alınan malzeme siyanürden arındırıldıktan sonra şayet yığın liçi uygulanmışsa üzeri daha önce sıyırılarak özellikleri bozulmadan muhafaza edilen bitkisel toprakla örtülüp bitkilendirilerek tekrar doğa ile uyumlu hale getirilir. Tank liçi uygulanmışsa arıtma yapıldıktan sonra atık havuzunda biriktirilir. Atıkların hiç bir şekilde çevreye deşarjı boşaltılması söz konusu değildir.
 Arıtma yapıldıktan sonra artık siyanürden eser kalmaz. O kadar ki ortamdaki siyanür, içilen bir siğaranın dumanındaki veya gıdalarda bulunmasına izin verilen  siyanür miktarından dahi düşüktür.
Bu konuda en ufak bir tereddütü olanı, ülkemizde  altın üretiminin  yapıldığı  Bergama –Ovacık ve Uşak-Kışladağ altın işletmelerine götürerek her zaman ispat etmeye hazırız.

4. Madenciler ormanları yok ediyor,  Kaz Dağları gece gündüz oyuluyor iddiası

Sondaj faaliyetleri 3 vardiya sürdürülen faaliyetlerdir. Yerkabuğunun derinliklerinden analiz için yaklaşık 10 cm çapında numune alınması işlemini, sanki bir felaket senaryosuymuş gibi sunmak olsa olsa bilgisizlikten veya  bir kasıttan olabilir.
Ülkemizde yılda yaklaşık 2 milyon metre  sondaj yapılmaktadır. Hepsinde de su ve kil  kullanılmaktadır. Ülkemizde yapılan sondajların %90’ı su sondajı ve zemin sondajlarıdır. Madencilik sondajları ise ortalama %5 arasında değişmektedir.
Hal böyle iken, ülke olarak hangi zenginliklerin üzerinde oturduğumuzu ortaya çıkarmak için gerçekleştirilen maden sondajlarını ülkemizi talan eden bir faaliyet olarak gösterilmeye çalışılması kime ve neye hizmet etmektir?
Barajlar, binalar, köprüler ve su bulmak için yapılan sondaj faaliyetlerinin maden sondajlarından bir farkı olmadığının bilinmesi gerkir.

Diğer sanayi dallarında, tesis ve fabrikalarının yer seçimi yatırımcı tarafından belirlenir, ancak madencilerin böyle bir şansı yoktur. Madenciler, maden nerede bulunursa orada çalışmak zorunda oldukları için, dünyanın her yerinde madencilere orman içinde çalışma hakkı verilmiştir
Ülkemizdeki orman alanlarının yaklaşık on binde 1’ inde bilfiil madencilik yapılmaktadır. (yol izni alanları hariç sadece üretim yapılan alanlar)
Ülkemizde izin almadan ormana girmek dahi yasaktır. Ormanda hiç kimse kendi başına tek bir dal dahi kesemez. Eğer orman içinde  yol açmak için  ağaç kesmek zorunlu hale gelmişse, orman idaresi bizzat kendi insiyatifinde bu işlemi yapar veya yaptırır.
 Bu şekilde yapılan kesime karşılık alınan bedellerle kesilen her ağaca karşılık en az 10 ağaç dikilebilmektedir.
Orman içinde madenin bulunduğu yere ulaşımı sağlamak için, açılan yol sırasında orman idaresinin izni ve onayı ile, yasal olarak kesilen sınırlı sayıdaki ağacı orman katliamı olarak göstermeye çalışarak madenciliğin hedef alınması neye ve kime hizmet ettiğini iyi sorgulamamız gerekir.
Açılan yol orman teşkilatı tarafından kullanılmaktadır. Örneğin bölgede bir orman yangını olduğunda bu yollar sayesinde yangın mahalline çok kolay ulaşılabildiği için yangınlara müdahale kolaylaşmaktadır. Ayrıca orman içinde açılan yollar yangının bir bölgeden öbür tarafa atlamasının engellenmesinde önemli bir işlev görmektedir.
Unutmayalım ki ülkemizde Orman Genel Müdürlüğü’nce orman işletmeciliğinin zorunlu faaliyetleri olarak her yıl yaklaşık 10 milyon m3 ağaç kesilmekte, 200 000 hektar alan yeniden ağaçlandırılmakta (2008 yılında hedef 420 000 hektar ) , 7 bin hektar orman alanı  ise yangınlar nedeniyle kül olmaktadır.
Bütün bu gerçekleri bilmeden foto montajlar yapılarak Biga yarımadasında sürdürülen maden arama faaliyetlerini orman katliamı olarak göstermeye çalışmak gerçekten üzüntü vericidir.
Orman İşleri Genel Müdürlüğü’ne iki satır yazı yazıp, bölgede  gerçekten bir orman katliamı olup olmadığını belgelemeden, asılsız iddialara ve yanıltıcı görüntülerle heyecana kapılıp, madenciliğe karşı haksız bir kamuoyu tepkisininin oluşturulması. için pek çok kişi ve kurum bazı çevrelerce kandırılmıştır.
O kadar ki, bölgedeki bir kömür ocağına ait iş makinalarının görüntüleri çekilerek, bölgedeki sondaj  faaliyetleri  sürdürülen alanda sanki iş makinaları harıl harıl çalışıyor ve her yeri tarumar ediyormuş gibi göstermek suretiyle, Kaz Dağları işte böyle talan ediliyor diye foto montajlı yalan haber yapılacak kadar ileri gidilmiştir.
 Bu fotoğrafları gören bazı yazarlarımız haklı olarak Kaz Dağları’nın talan edilmemesinin önlenmesi için köşelerinde  yazılar yazmıştır. Ama ne çare ki bunu okuyan insanlarımız, yargı mensuplarımız kısacası vatandaşlarımız kandırılmış ve kamuoyu haksız yere tedirgin edilmiştir.
Hayatlarında hiç madencilik yapmamış kişi ve çevrelerce madencilik sektörü yargılanırken birileri de çıkıp, hayatlarını  madenlerin aranması, çıkarılması ve işletilmesi için adayan madencileride dinleyelim deme cesaretini gösterememiştir.

5. Madenlerin aranması ya da işletilmesi nedeniyle yeraltı sularının kuruduğu iddiası

Maden aramak için yapılan  sondajda kullanılan su miktarı bir kaç tanker olup, ihmal edilebilir miktarlardadır. Ancak sondaj sırasında su rezarvuarlarının delinip boşalacağı ya da yer değiştireceğine ilişkin  iddiaların  hiç bir  bilimsel tarafı yoktur. Tamamen uydurmadır. Bu konuda en ufak bir terdeddütü olanlar DSİ veya MTA Genel Müdürlüğü’nden bilgi edinebilirler.
İşletmeye geçen madenlerin su ihtiyaçları ise, yapılan su denge hesapları ile belirlenir ve DSİ tarafından yörenin içme ve kullanma suyu ihtiyacı karşılandıktan sonra, kalan sulardan sağlanır.
Şayet yeni kurulacak bir tesis için yörede yeterli su yoksa, daha uzak mesafelerden yeni su rezarvuarı  bulunması sağlanır. DSİ bir akiferden maden için su verirken önce akiferin kapasitesini tespit eder sonra da emniyetli su kullanım hadlerini belirler ve  bunun ancak belirli bir yüzdesini kullanmaya izin verir.

6. Türkiye parselleniyor iddiası?

Maden ruhsatları tapu değildir. Maden ruhsatı toprağın yüzeyinde bir hak sağlamaz , sadece yeraltı için bir hak sağlar. Toprağın yüzeyinin mülkiyeti kimde ise onunla anlaşabildiği takdirde madencilik faaliyeti yapabilir. Maden ruhsatları madencilik faaliyetlerinin gereği olarak belirli bir süreyle belirli bir bedel alınarak, verilen geçici belgelerdir.
Örneğin maden arama ruhsatları en fazla 5 sene için verilir.
Maden bulunmadığı veya bulunma ümidinin görülmediği durumda, verilen süre dolmadan da ruhsat sahibi tarafından ruhsat iptal edilebilir.
Maden işletme ruhsatları ise bulunan maden rezervinin büyüklüğü ve kurulacak tesisin yıllık işletme kapasitesine  bağlı olarak verilir. Şayet bu sürede  maden biterse ruhsat iptal edilir. Rezervi henüz bitmemişse işletme süresi uzatılmaktadır.
Bu nedenle madenciler Türkiye’nin %20 sini ele geçirdiler veya şu kadar bin  km2 alan madencilerin mülkiyetine geçti gibi ortaya atılan iddiaların gerçeklerle alakası yoktur.
 
7. Ayosofya’da, Anıtkabir’in altında maden aranabileceği iddiası

Bu iddiayı ortaya atanlar söylediklerine gerçekten inanıyorlar veya iddialarının arkasında iseler söz konusu yerler  için ruhsat müracaatında bulunup bu yerlerde maden arama ruhsatının alınabileceğini ve orada madencilik faaliyeti için izin alınabileceğini kanıtlamaları gerekir. Varsayımlarla veya asılsız iddialarla kamuoyunu yanıltmaya yönelik medyatik sözlerle boşu boşuna insanlarımızın kafası karıştırılmaktadır.

8.  Sondaj çalışmaları sırasında siyanür kullanılıyor iddiası

Dünyanın hiçbir yerinde maden arama çalışmalarında siyanür dahil sağlığa olumsuz etkisi olabilecek hiçbir kimyasal kullanılamaz.
Sondaj çalışmalarında su ve kil kullanılır. Kil zaten su ile temas ettiğinde yapışkanımsı bir hal alır.
 Biga yarımadasında sürdürülen sondaj çalışmalarında kullanılan  kili esrarengiz  yapışkan madde diye görüntüleyip, gerçeğin ne olduğunu tam belgelemeden yeraltı suları kirletiliyormuş şeklinde haberler yapılaması etik bir yaklaşım olamaz.
Bazı durumlarda kullanılan kilin kalitesini arttırmak ve 10 cm çapındaki sondaj kuyusunun çökmesini önlemek  için, sellülozik özelliği olan jel kullanılır. Bu jelin hiçbir şekilde insan sağlığına olumsuz etki yaratması söz konusu değildir. O kadar ki, jöle yapımında, duvar kağıdı yapıştırılmasında, hatta gıda sanayinde bile  özel olarak kullanımına müsaade edilen jeller vardır..

9. Dünya’da altın üretiminde siyanür kullanımının yasaklandığı iddiası

Dünyada halen 800 den fazla yerde siyanür kullanılarak altın üretimi yapılmaktadır
Dünyada ve Türkiye’de siyanürün üretilmesini, ticaretini ve kullanımını yasaklayan hiçbir müeyyide yoktur.
En büyük siyanür üreticisi fabrikalardan birisi Almanya’dadır.
Avrupa’da da siyanür sanayide gerekli önlemler alınarak kullanılmaktadır.
Avrupa Madenciler Birliği EUROMİNE , Avrupa Birliği’nde madencilikte siyanür kullanımının serbest olduğunu açıklayan bir bildiri yayınlamıştır.
Halen Fransa, İsveç, Finlandiya, İtalya, Bulgaristan, Romanya, İspanya da siyanürleme yöntemi ile altın üretimi yapılmaktadır.

10. Maden ruhsatı ile her yer talan ediliyor iddiası

Maden arama ruhsatı almak için  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne müracaat edilir. Maden aranacak yerin koordinatları bildirilerek o bölge için arama ruhsatı talebinde bulunulur. Yapılan incelemelerde şayet o alan daha önce maden aramak için bir başkası tarafından talep edilmemişse, gerekli harç ve teminatlar alınmak suretiyle, en fazla 5 yıl için ruhsat verilir.
İzin verilen sürede şayet bir maden yatağı bulunamaz ise o ruhsat iptal edilir. Ve o saha maden aramaları için yeniden açılır.
Şayet bir maden yatağı keşfetme başarısı gösterilirse  bulunan madeni işletmek için maden işletme  ruhsatı alınması zorundadır.
Maden işletme ruhsatı alınabilmesi için, bulunan madenin sınırları, büyüklüğü ve işletme projesi hazırlanarak Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne verilir.
Yapılan incelemeler sonunda proje uygun görülürse, maden işletme ruhsatı verilir.
Ancak madenin çıkarılabilmesi için ayrıca maden işletme izninin alınması gerekir.
Maden işletme  izini alınabilmesi için ise,  madenin  çıkarılması , işletilmesi ve daha sonra kapatılması aşamasında alınan  ve alınacak önlemlerin çevre ve insan sağlığı açısından kabul edilebilir olduğunu belgeleyen, çevresel etki değerlendirme olumlu raporunun (ÇED) veya ÇED gerekli değildir belgesinin, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan  alınması gerekmektedir.
Çevresel Etki Değerlendirme olumlu görüşü verilmeyen hiçbir projeye maden işletme izni verilmez.
ÇED olumlu görüşü alanlar da daha sonra diğer gerekli izinleri de almak zorundadır.

11. Kaz Dağlarında yasal olmayan bir durum var mı?

 Kaz Dağlarının bir kısmı Milli Park ilan edildiği için bu alanda altın madenciliğine yönelik bir arama faaliyeti yoktur. Ancak insanları yanıltmak amacı ile Biga yarımadasının tamamı  Kaz Dağları olarak ifade edilmektedir.Biga Yarımadası’nda sürdürülen maden arama faaliyetleri  yasa dışı sürdürülen çalışmalar değildir.
Tamamen devletin ilgili makamlarından alınan izinlerle, kanun ve yönetmeliklere uygun olarak yaklaşık 15-20  yıldan beri yapılmaktadır.

12. Neden Şimdi ?

Bu bölgede 15 yıldan beri maden arama faaliyetleri ve sondaj çalışmaları yapılmaktadır. Bu güne kadar hiçbir sorun olmazken neden şimdi sorun yaşanıyor?
Değişen ne ?
Ne değişti de, bu bölgede aynı şekilde sürdürülen maden arama faaliyetleri, birden bire zararlı faaliyetler olarak kamuoyunun gündemine taşındı?
Önce sondaj çalışmaları sırasında siyanür kullanıldığı ve 21 köyün içme sularının kullanılan siyanür nedeniyle zehirlendiğine ilişkin asılsız iddialar ortaya atılarak, konunun medyanın gündemine gelmesi sağlandı.
Bu iddaları ortaya atanlar, yıllardır sürdürülen maden arama faaliyetlerinin Kaz Dağları Milli Parkı’nın dışında olduğunu bilmelerine rağmen, sanki bu faaliyetler Milli Park ta yapılıyormuş, Kaz Dağları’ndaki ağaçlar madenciler tarafından izinsiz olarak kesilip yok ediliyormuş gibi gösterip, kamuoyunu yanılttılar.
Bilinçli bir şekilde Kaz Dağları kullanılarak kamuoyunun dikkati çekildi .
Daha sonra da siyanürün bölgedeki zeytin ağaçlarını olumsuz etkileyeceği, turizmin baltalanacağı şeklinde bir biri ardına atılan iddialarla Türkiye’nin gündemini oluşturan en önemli bir konu haline getirildi.
“ Konunun arka planında yatan gerçek ise, yıllar süren maden arama çalışmaları ile Biga Yarımadası’nda ülke ekonomisine çok öneli katkı sağlayacak altın ve bakır madeni rezervlerinin keşfedilmiş olmasıdır.”
Türkiye’nin neresinde yeni bir altın yatağı keşfedilirse karşımızda aynı kişileri buluyoruz. Bu kişilerin amacı ise Türkiye’deki altın madenlerinin işletilmesini engellemektir.

13. Madencilerin ödediği vergi sadece %2 dir iddiası

Madenciler diğer sanayicilerin ödedikleri tüm vergileri ödedikten sonra fazladan %2 vergi ödemektedirler. Madencilerin diğer sanayicilere göre fazladan ödedikleri %2 vergi dışında başka vergi ödemiyorlarmış gibi iddialarda bulunulması tamamen bilgi kirliliği yaratmaya yöneliktir.
2008 yılında Türkiye’de en çok vergi verenleri belirleyen Kurumlar Vergisi ilk 100 sıralamasına bakıldığında altın üretimi yapan Tüprag Metal Madencilik A.Ş 84’cü, Koza Altın işletmeleri A.Ş ise 88’ci sırada yer almıştır.
Rakamlar altın madencilerinin az vergi verdikleri yolundaki iddiaların ne kadar gerçeklerden uzak olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’de madenin arama ve  üretim maliyetine ek olarak, madenciler diğer sanayicilerin ödedikleri tüm vergileri öderler. %20 Kurumlar vergisi, %15 gelir vergisi stopajı ve  üretim için kullanılan mazot, elektrik vb mallar üzerinden alınan her türlü dolaylı vergiler ödenir.
İlave olarak da orman idaresine, belediyelere, çeşitli bakanlıklara, aldıkları izin ve onaylardan dolayı ayrıca bedel öderler. Ayrıca çıkardıkları madenin ocak başı satış tutarı üzerinden %4’ü ile %2’si oranında devlet hakkı ödenir.
Sanki diğer vergiler ödenmiyormuş, sadece %2 devlet hakkı ödeniyormuş şeklindeki asılsız iddialarla, kamuoyunda madenciliğe karşı olumsuz bir tepki oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Almanya, İngiltere ve ABD’de kurumlar vergisi dışında ayrıca devlet hakkı gibi özel bir vergi uygulaması yoktur. Devlet hakkı şeklinde özel vergi uygulanan ülkelerde ise Belcika’da %1-3, Brezilya’da %1,5,  Fransa’da km2 başına 10 frank, Şili’de hektar başına 10 pesos özel vergi ödenmektedir.

Maden arama  ruhsatıyla, madenciye bulunmuş bir maden verilmiyor.. Madenci kendi cebinden milyonlarca dolar para harcayarak maden arama faaliyetleri sonucunda önce bir maden yatağı keşfmek zorunda. Maden arama çalışmaları sonunda çoğu kez bir maden yatağı keşfedilemediği için harcanan paralar madencinin zarar hanesine yazılan giderlerdir. Genellikle metal madenciliğinde 100 tane arama ruhsatından ancak 1 veya 2 tanesinde işletilebilecek büyüklükte yeni bir maden yatağı keşfedilebilmektedir.
Madenci yıllarca süren arama döneminde milyonlarca dolar risk sermayesi harcayarak keşfettiği bir madeni devletin koyduğu kurallar ve devletten aldığı izinlerle işletiyor.

14. Üretilen alltın kontrolsuz bir şekilde yurtdışına götürülüp ucuza satılıyor iddiası

Madende üretilen dore külçe (içinde altının yanında gümüş, bakır, çinko vb metaller içeren saf olmayan altın)  Türkiye’de rafine edilip İstanbul Altın Borsası’nda satılmaktadır.
Şayet ihraç edilecekse devletin Darphanesi’nde ayar tespiti yapılıp, İstanbul Altın Borsası’nda kayıt edilip, Darphane’nin ayar tespiti uyarınca gümrük beyannamesine bağlanarak ihraç edilerek yurtdışında rafine edilip, Londra Altın Borsası’nda satılır. Satış geliri Türkiye kanunları gereği yurda getirilir. Görüldüğü üzere bütün işlemler devletin çeşitli kurumlarının kesin denetimi altında yapılmaktadır. Hiç bir şekilde kayıt altına alınmadan iddia edildiği gibi ucuz hammadde olarak yurtdışındaki şirketlere satılması diye bir şey söz konusu olamaz.

15. Altın Üretiminde Siyanür Kullanımı Yöreyi Zehirleyecek İddiası.

Siyanürleme yöntemiyle altın üretimi yeni bir yöntem olmayıp dünyada 120 yıldan beri uygulanan çok eski ve her şeyi çok iyi bilinen bir yöntemdir. Dünyada 120 yıldan beri uygulanan siyanürle altın üretiminden dolayı bugüne kadar ölen 1 tek kişi bile olmamıştır.
Dünyada ABD, Kanada,Fransa, İsveç, İtalya, İspanya, Avustralya gibi çevre açısından çok duyarlı ülkelerde dahil olmak üzere yaklaşık 800 tane madende  sodyum siyanür çözündürmesi ile altın üreten tesis çalışmaktadır.
Altın üretiminde kullanılan siyanür, daha sonra kimyasal yöntemlerle  arıtılarak bertaraf edildiği için çevrenin  kirletileceğine dair bir iddianın hiçbir bilimselliği yoktur.
Siyanürle altın üretimi yapılan alanda siyanür dedektörleri ile sürekli siyanür  ölçümü yapılmaktadır. Bu ölçümler sırasında dedektörler ötmezken , şayet bir siğara içilir ve siğara dumanı dedektörle temesa geçirilirse sigara dumanındaki siyanürden dolayı   dedektör ötmektedir.
Kireç ilavesi ile ortamdaki siyanürün gaz haline geçmesi önlenmektedir. Bu güne kadar, dünyada altın –gümüş tesislerinde çalışan binlerce  işci ve mühendisten  siyanürden dolayı ölen tek bir kişi olmamıştır.
 Dünya’da madenciliğin, tarımın ve turizmin iç içe olduğu pek çok örnek mevcuttur.
Ülkemizde siyanür çözündürmesi yöntemiyle  altın gümüş üretimi yeni bir uygulama da değildir.
Örneğin Kütahya-Gümüşköy’de siyanür kullanılarak 23 yıldan beri gümüş üretilmektedir. Aynı şekilde Bergama Ovacık’ta 2001 yılından beri ,Uşak-Kışladağ’da ise 2006 yılından beri aynı yöntemle altın üretilmektedir. Bu güne kadar da hiç birisinde hiçbir çevre sorunu yaşanmamıştır. Bu durum devletin ilgili birimlerince bilinmektedir.

16. Denetimlerin yetersizliği iddiası

Madenler öncelikle Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından sürekli denetlenmektedir. Valilikler tarafından altın madenleri için özel olarak kurulan İzleme-Denetleme Komisyonları madenlerdeki faaliyetleri yakından takip etmektedir. Ayrıca madenin kapanması aşamasında uygulanacak rehabilitasyon projesi için yatırımcıdan banka teminatı alınmaktadır.
Komisyonlar sık aralıklarla madenleri denetlemekte numuneler alıp analiz ettirmekte ve ÇED kapsamında verilen taahhütlerin yerine getirilmesini denetlemektedir.
Altın madenlerinde günlük olarak yapılan siyanür, ağır metal, toz, gürültü, patlatma ve gaz ölçümlerinin sonuçlarının Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından konulan sınır değerlerin çok altında olduğu tesbit edilmiştir.
Madencilik devletten alınan izinler ve devletin koyduğu kurallarla yapılan bir faaliyettir.
Çalışmakta olan madenler için  alınmış olan izinlerin bazıları şunlardır:
 
1. Arama İzni
2. İşletme İzni
3. ÇED olumlu belgesi
4. Yer seçimi ve Tesis Kurma İzni
5. Emisyon ön izni
6. Gerekli yol  bağlantı ve geçiş izinleri
7. Patlayıcı madde satın alma ve   kullanma izni
8. DSİ ‘den Yer altı suyu kullanma izni
9. Orman Bakanlığından orman alanları kullanım izni
10. Enerji kullanım izni
11. DSİ’den alınan mühendislik yapıları inşaat izni
12. Telekominikasyonkurumundan alınan telsiz kullanım izni
13. Açılma izni
14. Deşarj izni
15. İşletme izni
16. Emisyon izni

 17.  Arama aşamasında bulunan rezervin %10’nun ÇED onayı alınmadan çıkarılıp satılabildiği iddiası

Hangi ruhsat aşamasında olursa olsun, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu görüşü veya ÇED gerekli değildir kararı olmaksızın hiç bir şekilde üretime izin verilmez.

18. Biga Yarımadasının tamamı milli park olsun  

Eğer 8140 km2 lik Biğa Yarımadası milli park ilan edilirse ne olur?
Öncelikle şu an bölgede  faaliyet gösteren tüm işletmeler kapatılır. Köylüler dahil hiç kimse hiç bir ekonomik faaliyeti gerçekleştiremez. Çünkü milli parklara izinsiz girilemez, statüsü gereği, tek bir çivi bile çakılamaz.
Bu tür önerileri ortaya atanların ülke gerçeklerinden ne kadar habersiz olduğu anlaşılmaktadır.

19.  Yerüstündeki zenginlik bize yeter madencilik yapılmasa da olur

Bu güne kadar bölgede yapılan madencilik faaliyetlerinden dolayı herhangi bir zarar olmamış ancak bundan sonra yapılacak altın ve bakır  madenciğine müsaade edilirse bölgedeki  tarım ürünleri zarar görecekmiş  gibi asılsız iddialarla  insanlarımızın kafası karıştırılmaktadır.
Oysa bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da hem tarımın, hem de madenciliğin yapılmasını engelleyen bir durum yok.
 100 ton altın rezervinin gerekli çevre önlemleri alınarak çıkarılması durumunda bölge ve ülke ekonomisine ne kazandırılacağı ortada.100 ton altının değeri bu günkü fiyatlara göre yaklaşık 2,6 milyar dolar.
Biga yarımadasının sadece 1 km2 sinden 2.6 milyar dolarlık bir altın madeninin yeraltından çıkarılarak  bu ülkenin ekonomisinin hizmetine sunulmasına niye karşı çıkılıyor? Bölgede yıllardır hem tarım, hem turizim hem madencilik faaliyetleri sürmektedir.
Bölgedeki başta  Çanakkale Seramik Fabrikalarını, kömür işletmelerini ve termik santralini ve diğer madencilik kuruluşları nasıl bölgenin tarımına, turizmine zarar vermeden yıllardır faaliyetlerini sürdürüyorsa gerekli çevre önlemleri alınarak havaya, suya ve toprağa zarar vermeden altın ve  bakır madeninin işletilmesi mümkün ise buna karşı çıkılması siyasi ve ideolojik bir yaklaşımdan öteye bir davranış olabilir mi?
Bu ülkede yeraltından çıkarılan  demir, kömür, mermer ve  bor madenleri nasıl ekonomimize katkı sağlıyorsa altını da, bakır da katkı sağlamaktadır.
Unutmayalım ki 20 Mayıs 1933 tarihinde 2189 sayılı kanunla Atatürk tarafından ilk kurulan kurumlardan birisi Altın Arama ve İşletme İdaresi Başkanlığı’dır.
Ötekisi ise Petrol Arama ve İşletme İdaresi Başkanlığı’dır.
Neden Atatürk MTA ve Etibank’tan önce ülkemizde Altın Arama ve İşletme İdaresini kurdu?
Atatürk ülkemizin yeraltı zenginliklerinin aranmasını ve bulunacak madenlerin çıkarılarak ülke ekonomisine kazandırılmasının ne kadar önemli ve gerekli olduğunun farkında idi.
Atatürk madencilere ve yerbilimcilerine   bu ülkenin yeraltı zenginliklerini arayıp bulma ve bunları ülkenin refahı için değerlendirme görevi vermiştir.
Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda çevre değerlerine sahip çıkarak yeraltı zenginliklerimizi çevreye rağmen değil, çevre ile uyum içinde çevre standartlarına uyarak değerlendirilmesi için yasalara ve çevre standartlarına uygun olarak sürdürülen ve sürdürülecek faaliyetleri  engellemeye yönelik girişimler ülkemize fayda sağlamaz, tam aksine zarar verir.

 

Ana Sayfa | Haberler | Basın Açıklamaları | Fotograflar | Video | Linkler | İletişim
Yapım : FORSNET
Bu site FORSNET tarafından WİYS Yazılımı™ ile hazırlanmıştır.